Hazreti Şeyh Samadani Bayezidi Bestami (Kaddesallahü sırrahul aziz)

Ol sultanul arifin, burhanul muhakkikin, keramet feleğin bedri tamamı. Hz. Bayezidi Bestami Kaddesalahu ruhahul aziz esrarı hakayık ve dekayık içinde binazır idi. Dair kurbu vuslat makamında idi. Cüneyd onun hakkında: "Bayezıd bizim içimizde, feriştehler içinde cebrail gibidir" der idi. Tarikat meydanında tevhide koşan, ola dediler. Bu söze delil şudur ki, Bayezıd'e tarikat meydanında seğirdiler henüz tevhid topunu kapmayanlar dedi.

Şeyh Ebu said Ebul hayr der.:
"Onsekiz bin alemin cümlesini Bayezid gördü. Ve Bayezıd gibi er yoktur. Bayezıd 'in babası ululardan, dedesi kafir idi. Bayezıd'ın anası der:
"Hamileyken ne zaman şüpheli taam yedi isem bayezıd karnım içinde ayağı ile beni teperdi: Lokmayı ağzımdan çıkarmadıkça tepmeyi devam ettirdi"...Bu sözün gerçekliğine delilldir.
Bayezıd'i anası mektebe verdi. Lokman suresine  geldi. Bu sürenin ondördüncü ayetini okuduğu zaman içine ateş düştü. Anasına geldi.:
" Bir ayet işittim (Hak Teala buyurur ki:"Bana ve ana, babana kulluk eyle) Bu fermana karşı, iki yere nasıl kulluk edeceğim"....dedi . Anası:
"ben hakkımı sana bağışladım .Var Allah'a kulluk eyle" dedi.
Bayezıd 'Bestam' Şehrinden çıktı. Şam şehrine düştü. Gezer, riyazet eder ve uykusuzluk çekerdi. Şeyhlere hizmet eyledi. Birisi Caferi sadık idi. Bir gün Sadık:
"Ya Bayezıd! Şu kitabı taktan indir"...dedi. Bayezıd:
"Hangi taktan"....dedi Sadık buyurdu:
"Bunca zamandır burdasın. Daha takı görmedin mi?" Dedi : Bayezıd dedi ki:
"Ya Şeyh! Ben senin yanında tefferrüce gelmedim ki, başımı kaldırıp, dört yana nesne göreyim.".. Şeyhe bu söz hoş geldi.
"Ya bayezıd! Senin işin tamam oldu. Var yine Bestam'a git" dedi.

Bayezıd'e "Filan yerde bir büyük zat var " dediler. Yanına gitti: gördü ki ; kıbleye karşı tükürür. Bayezıd bu hali görünce "Bu zat ulu olsa kıbleye hürmet eder, tükürmezdi" deyip geri döndü.

Bayezıd on iki senede Kabe'ye vardı. Her adımda iki rekat namaz kılardı. Kabe'ye eriştiği yıl Kabe'ye girmedi. Layık değilim diye... Edep gözledi. Geri döndü. İkinci yıl gelip, Kabe'yi ziyaret etti. Avdetinde bir şehre uğradı. Şehirden çıkarken şehir halkından birkaç kişi arkasına düştü. "Benden ne istersiniz ?" deyince "Seninle sohbet etmek isteriz" dediler. Şeyh Hakka niyaz edip ; İlahi bu halkı benden def eyle diyerek kendisini sert gösterdi. Taha Suresinin 113. ayetini okudu. Bunu işitince "Bu kişi deli imiş dediler. Şeyh bu sözü hal diliyle söyledi. Onlar küfür anladılar. Şeyh Hz. leri giderken bir kuru adam başı gördü. Bir ayeti kerime yazılı idi. Bir nara urdu. O başı öpüp başına koydu.
" Bu kafa sofu başına benzer ki ne kulağı var hitabı lemyezeli işite ve ne gözü var ki la yezal cemalin göre ve dili var ki hak senasını söyleye ve ne de aklı var ki bir zerre marifet bile: onun için bu ayet üstüne yazılmış" dedi.

Bayezıd avdetinde Hamedan'a geldi. Oradan usfur çiçeği tohumu aldı. Bistam'a geldiğinde tohum içind ebir karınca gördü. Bu miskini yerinden ayırdım diye karıncayı tekrar Hameden'a götürüp aldığı yere koydu. Şeyh  eyder.:
"Oniki yıl nefsimi mücahede ile riyazet ocağına koydum, yandırdım. Mezemmet örsü üzerine koydum, melamet çekiciyle dövdüm, taat ve ibadet özengisiyle özengiledim. Bir baktım gene gururda gördüm. Beş yıl daha cehd eyledim. Kendi zaaf ve günahkarlığımı gördüm."

Bayezıd her vakit mescid kapısına gelince bir zaman durur, ağlardı. Sordular; "Kendimi hayız görmüş avret sanırım, Rabbim evine girmeye layık görmem de ondan ağlarım" dedi.

Nakildir ki: vecdihali arttı. Sözleri avam kursağına sığmaz oldu. Küfür söyler sanırlardı. Bayezıd yedi kere bistam şehrinden kovup çıkardılar: Bayezıd:
Bir gün fikre dalıp ağzına bir söz geldi: Kendine gelince müridleri  bu sözü söylediğini haber verdiler . Şeyh:"Eğer benim dilimden bunun gibi söz çıktığında , beni parça parça etmezseniz sizde hakkım olsun dedi. Her birinin eline keskin bıçak verdi ."Eğer böyle der isem beni vurursunuz" dedi.  Bayezıd fikre daldı ve  bu sözü yine söyledi ."müridleri bıçakları alıp. Şeyhin halvetine varıp vurdular . Gördüler ki , evin içi dopdolu Bayezıd olmuş. Bıçaklarını vururlardı, sanki suya veya yumuşak bir nesneye dokunurdu. Bir saat sonra Bayezıd çıkageldi. Yüzü ayın ondördüne benzer nur içinde idi. Müridleri yaptıklarını haber verirken Bayezıd da dinledi. Eğer sorarlarsa "Adem halden hale nice döner, küçük olur büyük olur?" Cevap veririz ki. "Adem peygamber cennetden çıktığında başı göğe ererdi. Pek uzun idi. Cebrail Hak'kın emriyle başını sığadı. Ta kararını buldu. Ulu iken küçük oldu. İmkan vardı ki, Bayezıd ın hali de öyle olsun . Tıfl ana karnında iki batman iken, büyüdüğünde iki yüz batman olur."

Bayezıd ın eline bir gün güzel bir elma vardı.
"Ne latif elmadır!" Dedi. Hafiften "Ya Bayezıd ! benim adımı yemişe tıkarsın" diye avaz işitti. Bayezıd sağ oldukça yemişi yememek üzere and içti.

Bir gün Bayezıd in  gönlünden geçti kim.: "Bu zamanın ulusuyum." Yanıldığını bildi. Pişman oldu . Horasan yolunu tuttu. Birkaç menzil gitti. Ve Hak Teala gayb aleminden bir kişi verip beni oyalamayınca, ve beni bana bildirmeyince burada durmıyayım diye and içti. Birkaç gün sonra gördü ki deveye binmiş geliyor. Bir gözü yok. Bayezıd'e yakın geldi. Bir kere Hışm ile baktı."Şimdi bir gözümü daha açam, Bayezıd'ı ve bestam şehrini ve kavmini helak eyleyem dedi ". Mayezdı bu  heybetten aklı gitti .Vaktaki aklı geldi, yüzünü yere dürüp (estağfirullah) dedi. Ol kişi dedi ki: "Ya Bayezıd! Sen fikri aklına getirdin; ben On yıllık yol kestim; sana geldim. Sakın gönlüne bir daha gelmesin" dedi ve gayb oldu.

Bayezıd kırk yıl mücavir idi. Namaz kıldığı elbise ayrı idi. Bir mürid Bestami'nin cenabı Hakk'a aşkının son dercelerde olduğunu menkıbelerinden bilerek Bistam'a ziyarete geldiği zaman, Hz. Bayezıd'ı  elinde bir desti, arkasında eski bir kürk geliyor gördü. Bayezıd'la mürid göz göze geldiği anda mürid düşüp can verdi. Ebutürab dedi ki: "Ya Bayezid sizin nazarınız bir ölüm getirdi. Bayezıd buyurdu :
"Bu yiğide henüz keşf hasıl olmadan birden keşf nasib oldu. Katlanamadı can verdi. Nitekim mısır avratları Yusuf un cemaline katlanamadılar, ellerini doğradılar. "

Yahya bin Muaz Bayezid'e yazdı. "O kişi kim bir kadeh şarap içti? Ezel ve ebed sarhoşu oldu?" Bayezid Hz. leri cevap yazdı: "O kişi bir kadehden içip sarhoş olmuş, burada bir kişi var ki ezel ve ebed denizinden birkez içer sarhoş olmaz" Yahya : "Aramızda sırlar vardır. Tuba ağacı dibinde söyleşelim" dedi. Ve bir kursa (ekmek kabuğu) şeyh yesin diye verdi. Bayezid yine cevab yazdı : "Aramızdaki sırrı şimdi kimseye deme cennette söyle. İlla bilmiş ol ki ekmeği yemedim. Şunun için ki : Hangi su ile yoğurdun, onun tohumunun ehli kandendir, bildirmedin." Yahya bu söz üzerine bayezid'i görmeğe müştak oldu. Geldiği zaman yatsı namazından sonra idi. Bir kenarda bekledi. Bayezid yatsıdan sonra iki rekat namazı sabaha kadar uzattı. Yahya taaccub etti. Namazdan sonra selam verdi. Yahya mübtedi, Bayezid müntehi idi. Yahya dedi ki : "Ya Bayezid ! Bu geceki fütuhdan bana da nasib ver." Şeyh : "Ya Yahya! Eğer Adem atamızın safvetin, Cebrail'in Kudsü taharetin, İbrahim'in dostluğun, Musa'nın şevkin, İsa'nın tecridin ve Muhammed Mustafa Sav muhabbetin sana verseler razı olma, daha büyüğünü taleb eyle. Allah'ın dergahında ne ali nesneler vardır. Herbir kula kendi himmeti kudretince verirler. Zinhar sen himmetini ulu tut. Hak dergahı uludur. Eğer sen az nesneye razı olursan, o makamda kalırsın" diye buyurdu.

Bayezid müridleriyle yolda giderken hal diliyle köpeklerin sözlerini ve insanlara karşı hareketlerini ve mahviyet gösterdiklerini söyleyip ağlardı.
Bayezid'e sual ettiler:
"Şeyhin kimdir?"
"Bir kadındır"
"Ne vech ile" dediler.
"Birgün bana vecd gelmiş hayran giderdim. Bir kadına rast geldim. Bir çuval unu vardı.
"Şunu götür" dedi. Benim gücüm yetmez diye bir arslana işaret ettim. Un çuvalını yükledim. Fakat kerametim, izhardan korkarak kadına dedim ki:
"Çarşıya gidince kimi gördüm diyeceksin?"
"Zalim ve rana Bayezidi gördüm" diyeceğim.
"Neden?" dedim.
"Bu arslanı Allah yük için mi yarattı? Neden yük yüklersin? Sen dilersin ki şehir kavmi senin aslana yük vurduğunu görsünler ve sana keramet sahibi desinler, bu iş Ranalık değil midir?"
"Belki Ranalıktır" deyip ağladım. Tevbe kıldım.
"Allah'dan tasdik olmadıkça bir daha kerameti kabul etmezdi. Eğer Bayezid'e keramet görününce, ol bir ak nur görünürdü veya yazı ile yazılmış (La ilahe illallah Muhammedun Resulullah, Nuh neciyullah, İbrahim halilullah, Musa kelimullah, İsa ruhullah) bu beş tanık ile kerameti kabul ederdi.

Hatem Ahmed, Bayezid Hz lerinin müridlerine verdiği nasihati tekrar ettirmiştir. Buyururlar ki:
"Hangi müridim cehennem kapısında durup, günahkarların yerine kendisini ateşe atıp, azab görecek kimseyi cennete koymaya vesile olmazsa ol müridden bizarım."
Birgün bir mürid "şeyh" sözünü söylerken Bayezıd'ı bir titreme tuttu. Müridi ne olduğunu sual etti. Buyurdu : "Otuz sene lazımdır ki sıddıklar yoluna varıp ve gussa derisi üstüne oturasın ve mezbele (hüner, marifet) toprağına yüz süresin, ondan sonra erenler sözünü söyleyebilirsin. Kendini ne oldum sanırsın?"

Bayezıd ibadetle meşgul olurken gönlüne ilham oldu :"Ya Bayezid ! Hazinelerim kabul olmuş taatle doludur. Öyle bir nesne getir ki bizim hazinemizde olmasın" Bayezıd niyaz etti :
"Bari hüdavenda ! senin hazinende olmayan var mı?
Huda Teala buyurdu ki:
"Benim katımda sevgili olan miskinin, muhlisin biçareliğidir."

Birgün birkişi gelmiş etrafa bakınıyordu. Bayezıd "kimi istersen" dedi. "Bayezid'i isterim" cevabına şeyh buyurdu: "Ben otuz yıldır Bayezid'i isterim, bulamam" Bu söz zünnunu Mısri'ye vasıl olunca:
"Kardeşim Bayezıd'ı ve cemaatini Allah Celle şanühü yarlıgasın ki, Hak yolunda yok olmuşlar ve kendilerini bitirmişlerdir." Dedi.

Bayezid'e sordular : " Bu mertebeye ne ile eriştin?"
"Çocukluk halimle Bistam'dan çıktım. Ay aydınlığı idi. Halk uyumuştu. Negah bir hazret gördüm. Onsekizbin alem onun katında bir zerre değildi. Bana vecdü halet hasıl oldu . Dedim :"Hüdavenda ! Bu dergah ki ne azametli dergahtır. Niçin böyle halidir. Hafiften cevap geldi: "Bu dergahın haliliği kimse gelmediğinden ötürü değildir, belki biz dilemediğimizdendir. Zira layık olmayanlar ve yunmadıklar bu dergaha giremez."
Kast eyledim ki: cümle halkı dileyeyim. İlla hatırıma geldi ki şefaat makamı iki cihan fahri, sultanil enbiya, Muhammed Mustafa s.a.v nındır Edeb bekledim. Pes hitab işittim ki: "Ya Bayezıd ! Sen edeb bekledin, biz dahi senin edebini ve mertebeni yüceltiyoruz. Ta kıyamete değin sana sultanu'l arifin desinler."

Bayezıd hazretleri buyurur ki: Kırk yıl hak Teala dergahında zarilik kıldım. Gücüm yettikçe ibadet eyledim. Karşıma perde getirdiler. Yalvardım. Yol verun deyu tazarru ettim.  Hafiften hitab işittim.
"Senin arkandaki eski kürk ve su içtiğin bardak sana yol vermez ki bize gelesin. Bardağı kürkü bırak ki sana yol versinler."
Bayezıd bardağı kürkü bıraktı. Nida geldi.
"Ya Bayezıd ! O yalancı müddeilere de ki  Bayezıd kırk yıl mücahede çektiğinden gayri son kürkü ve bardağı bırakmayınca yol vermediler. Siz bunca alaik ile ve avarelik içinde nasıl olur da yol bulabilirsiniz?"

Ve nakildir ki, bir gece parmağı üstünde sabaha kadar namaz kıldı. Bir hadim o hali müşahede ediyordu. Bayezıd'in iki gözünden kanlı yaş damlardı. Ol mürid taaccübde kalmıştı. Sabahleyin dedi ki:
"Geceki bahşeyişten biz fakirlere de nevale var mıdır?" Şeyh dedi ki:
"Bu gece arşa vardım, gördüm ki, arş aç kurt gibi karnı boş, durağı bitirmiş. Ben "Ey arş ! Allah'ın sende nişanı vardır. (ta ha suresinin 4. Ayetine işaret) İmdi görelim nen var!" dedim . Arş cuşe gelip dedi: "Ya Bayezid ! Benim ne kadar mertebem vardır ki Çalab bende olsun. Bana dahi 'Bayezid'in gönlündedir' derler. Zehi kadir (Allah C.C.) (yuki) gökteki yerdekilerden ister, yerdekiler göktekilerden ister. Yiğitler ihtiyarlardan sorar, ihtiyalar yiğitlerden sorarlar. Bayezıd Hz. leri eyder:
"Çünkü kurb makamına erdim. " Dediler ki ne dilersin? Ben:
"Hakkı dilerim dedim Hitab geldi ki : Bayezid'in vücudu baki oldukça dileğe erişmek muhaldir (kendini yok eyle ondan sonra bize gel).

Birgün Bayezıd hazretleri giderken yürüdüğü adımların ardınca bir genç takib ederdi. Bayezid sual etti:
"Ne istersin, bu yaptığından muradın nedir?
"Senin gibi olmak senin yolunu tutmak. Bir parça eski kürkün parçasından verirsen ben de kazanırım" "dedi. Bayezıd hazretleri buyurdu ki: Bayezıd'ın işlediğini işlemedikçe, Bayezıd'in derisine girsen fayda yoktur. Bayezıd buyurmuştur: "Yetmişbeş zunnar bilmedim kestim ve bir zunnar kaldı. Ne kadar cehd eyledim, kesemedim. Bu kere zarilik eyledim. Çalab dergahından hitab işittim ki: "Bu senin işin değildir, ancak benim tevfikim, lutfumdur"

Nakildir : Bayezid: "Kendimi dergaha arzettim (yani: senin dergahına ne ile ererler?) dedim. Nida işittim ki:
"Nefisini üç talakla boşa. Andan bize söyle ."
Otuz yıl tamam gönlümü istedim, bulamadım. Çünki seher vakti erişti, nida işittim : "Bizden ayrık nesne mi dilersin?" Gönülle ne iş biter ki? Bizi kor, gönlü istersin."
Bayezıd dedi: "Masiyetten tevbe birdir, taatten bin. Yani ucub günahtan beterdir. Arifin kemter derecesi oldur ki, muhabbet odunda yanıp tükene. Bir kere marifet halaveti, kişinin gönlünde , Firdevs içinde bin köşkten efdaldir. Halkın tevbesi günahtan, Bayezıd'in tevbesi la ilahe illallah'tan gayrisini demektendir.

Bayezıd dedi: Kul için ne lazım olan kendisini yok bilmektir. Ne ilmine ne amel ve ne zühd bunlarsız olur. Şüphesiz küllüsünü bula ki bu kıssaya ilim gerekir kalem gerekmez. Muhaldir ki, hakkı bilen halkı sever. Hak dostluğu olmazsa Hakkı ariflerin hiç zevki yoktur. Arif ma'rufu görür, alim kendi ilmiyle oturur. Alim ben ne ideyim?, Arif ol neylesin der.

Dedi : Hak sevgisi nişanı üç nesne ile belli olur : Şehavette denize benzer, şefkatte güneşe benzer, Tevazu ve meskenette toprağa benzer.

Heriş mücahede içinde gerek ki ondan Allah'ın fazlı görüle.
Her kim hakkı bildi onun suale ihtiyacı olmadı, herkim Hakkı bilirse arif sözünü de bilir.
Dedi :" Arif oldur ki; hiçbir nesne anın meşrebini bulandırmaya, her keder ana saf ola. Her kim halka ariftir, hakka cahildir. Herkim halka cehildir hakikatte ariftir. Arifin nifakı cahilin ihlasından evladır."

Dedi : "Veli derecelerinin tevafüt üzre olması Hak Tealanın dört adındandır. Her kim ki hazzı ismi zahirden ola zevahire ve acaibe nekeran ola, her kimin hazzı ismi, batından ola . Anın nekeranı envar ve esrar ola. Her kimin hazzı evvel isminden ola, anın işi sebkat içinde ola. Herkimin hazzı ahir isminden ola anın işi müstakbele bağlı ola. Kendine kıymet verip taatini halis gören insan sayılmasa yeridir. Her kimin gönlünde şehvet çok iken öle, la cerem onu lanet kefenine saralar, nedamet yerine defn eyleyeler. Her kim şehvet nefsini öldüre; la cerem onu rahmet kefenine saralar, selamet yerine defneyleyeler.

Dedi : Hayat ilimde, rahat marifette, zevk zikirde.

Şevk aşıkların dar'ül mülküdür Ol dar'ül mülk içinde bir taht kurmuşlardır. Henüz emel ana ermemiştir.
Dedi: Halkın helaki iki nesnedendir: birisi halka hürmet etmemekten, birisi hakka minnet etmemektendir.
Bayezid hazretlerine sordular :"Kul rızasının kemali nedir?" dedi ki: Eğer Hak Teala kullarına 'layı illiyyine erdirse, beni de esfeli safiline indirse ben razı olam . Ol kullar ki a'layı illiyine erişti. (emir ve nehiy yolundan çıkma)

Arifin ulu nişanı oldur ki seninle taam yiye, senin haline baka, senden ala geri sata.
Arif oldur ki Hak'tan başka nesne görmez, ondan başka kimseye muvafakat eylemez, kendi sırrını başkasına söylemez.
Has sadırda (La ilahe illallah) vadisini geçmeyince kişi (muhammedun resulullah) vadisine eremez.
Bayezıd Hz. lerine ilham geldi ki: "Ya bayezıd senin senden halasın Muhammed'i sevmek içindir ve ona mutavaat eylemektir. Gözünü onun mubarek toprağıyla sürmeleyesin ve onun sünnetlerine ittiba edip sabiti kadem olasın."

Cenabı Hak'ka tazarru ve niyaz ile Bayezıd Hzleri şöylece yalvarırdı. "İlahi ömrünü yetmiş yıldır birçok günahlar ve cehalet içinde zayi edip, yabanda telef ettim. Cümle ayıplarımla sana dönerim ve zünnarımı keserim. Ve İslam dinine girerim, şehadet kelimesini getiririm. Bundan önce ne işledimse hepsini (Hebai mensur) sayarım. İlahi imdi avf hazzını sen ver, Ma'siyet tozunu sen sil. Bayezıd ol haliyle (Allah Allah) çok derdi. Çünki can nez'ine erdi. Heman dirdiğim pestir.

Ve ilahi! Her vakit seni huzurla anardım. Şimdi uş can veririm. Senin taatinden gafilim. İlahi ! ben gafil isem, sen hazırsın der, ol arı canını Hak'ka ısmarlardı..

Dünyadan nakl ettiği gece Ebu Musa orada hazır değildi. Rüyasında görmüş : Arşı başım üstünde götürüyor, gidiyorum. Uyandım, taaccübde kaldım. Rüyamı tabir için geldim. Şeyh Hazretleri irtihal etmiş. Pek çok halk gelmişlerdi. Cenazenin bir köşesine elim girmedi. Bir türlü çare bulamadım. Nihayet cenazenin altına girdim. Cenazeyi başımda götürüp giderken, nagah şeyh bana avaz verdi ki : "Ya Ebu Musa! Rüyanın tabiri budur. Düşünde gördün idi  ki arşı başında götürürdün. O benim.." dedi.
Bu mürid şeyhini düşünde gördü ve sordu:
" Münkir ve nekirden nice geçtin. " Şeyh dedi ki:
"Münkir ve nekir "Rabbin kimdir?"  diye sorduklarında ben: "Varın Allah'a sorun Bayezid senin nendir? deyin. O ne derse Bayezıd oldur" dedim. O "Bayezıd kulumdur? Demeyince, benim binkere "Rabbım O'dur" dediğimin faidesi yoktur"
Bir ulu dahi Bayezid'i düşünde gördü ve sordu : "Allah seninle ne kıldı" Bayezıd dedi: "Allah'ım bana sordu (Ya Bayezıd bana ne getirdin?)"
"Ya Rabbi nesne getirmedim, şirk te getirmedim". Cenab-ı Hak buyurdu:
"Süt içtiğin gece şirk etmedin mi?"
Şeyh dedi ki:
"Meğer bir gece süt içtim de karnım ağrımıştı. Nagah dilime geldi ki: keşki süt içmeye idim. Karnım ağrımazdı. Hak Telal Hazretleri (Karnının ağrıdığını benden değil sütten bildin)  buyurdu.

Nakildir ki : Bayezid Hz. lerini kabre koydular Ahmed Hazruya Hz. lerinin hatunu Velidda, Bayezidin dervişlerinden idi. Dedi ki: "Birgün kabe'de tavaf kılardım. Bir saat fikre vardım ve uyudum. Rüyamda beni göğe çıkardılar. Arşı rahmanın altını gördüm. Orada bir yazı vardı ki, eni ve uzunluğu görünmezdi. O yazı ve sahra içi hep gül ve reyhan ve değme bir yaprakta 'Bayezid veliyullah' diye yazılmıştı.

bilgi@tezkiretulevliya.net